Ölümle birlikte yaşadınız mı hiç?
Her gün, her saat var olan bir ölümden bahsediyorum.

Londra, 1939… İkinci Dünya Savaşı’nın bulutları Avrupa’yı kaplamışken, genç yaşına rağmen kazandığı terzilik yeteneğiyle dikkat çeken ve kendine parlak bir gelecek kurma planları yapan on sekiz yaşındaki Ada Vaughan’ın gizemli Stanislaus von Lieben’le karşılaşması onu bir anda göz kamaştırıcı ve romantik bir dünyaya savurur. Stanislaus, Ada’yla birlikte Paris’e gitmeyi teklif edince, genç kadın kıtadaki savaş çanlarına kulağını kapatır çünkü bu onun için yeni bir başlangıç fırsatı olacaktır.

Ne var ki, Fransa’nın işgali ve genç adamın onu terk etmesiyle birlikte düşlerin yerini gerçek bir kâbus alır. Esir alınan Ada önce Almanya’da bir bakımevine gönderilir. Burada genç kadının hamile olduğu ortaya çıkar. Bebeğini rahibelere ve bir bilinmezliğe teslim etmek zorunda kalır. Ardından toplama kampında görevli Nazi subaylarının eşlerine terzilik yapmak zorunda kalacağı Dachau’ya götürülür.

Ada artık sadece kendisi için değil, yüzünü neredeyse hiç görmediği bebeği için de hayatta kalma mücadelesi verecektir.

“Londra’dan Dachau’daki toplama kampına uzanan çarpıcı bir hayatta kalma mücadelesi.”

-Publishers Weekly-

 

“2. Dünya Savaşı’nın sarsıcı tarihi detaylarıyla kurgulanmış, rahatsız edecek kadar gerçekçi bir roman.”

-Booklist-

 

“Ada Vaughan oldukça gerçekçi bir karakter olarak kusurlu ve bir o kadar mükemmel.”

-Historical Novel Society-